İnsan vücudu milyarlarca mikroorganizmaya ev sahipliği yapan hareket halindeki bir ekosistemdir. Bu sistemde konuk olan mikroorganizmalar ile konakçısı insan arasında ekolojik bir denge vardır. Bu dengenin bozulması durumunda istenilmeyen pek çok patojen organizma kendi yaşamı için uygun hale gelmiş vücut bölgesine yerleşerek orada çoğalmak suretiyle çeşitli mekanizmalarla enfeksiyon hastalıklarına neden olmaktadır.
Vücudun dışa açılan kapılarından biri olan vajina, enfeksiyonlar yönünden en uygun bölgelerden biridir. Cinsel ilişkinin yeri oluşu, doğum kanalı oluşu ve adet kanının atıldığı kanal oluşu nedenleriyle kandidiyaz gibi fungal; Neisseria gonorrhoeae, Chlamydia trachomatis, Gardnerella vaginalis gibi bakteriyel ve Herpes Simplex Virus (HSV) ve Human Papillomavirus (HPV) gibi viral vulvovajinitler, ve Chlamydia trachomatis, HSV, Adenovirus, kızamık virusu, Cytomagalovirus, Enterobius vermicularis, amipler, Mycobacterium tuberculosis, grup B streptokoklar ve aktinomiçetlere kadar değişen farklı grup mikroorganizma ve paraziter etkenlerin rol oynadığı servisitler son derece ciddi sorunları da beraberinde getirmektedir11. Cinsel yolla bakteriyel, viral, fungal ve paraziter hastalık etkenlerini taşıyan taraftan diğerine bu etkenler rahatlıkla geçebilmektedir. İnsanın normal flora içeriği kişinin yaşamı ve yaşam standartları ile değişkenlik göstermektedir. Ancak, toplumu oluşturan kesimlerin tümü cinsel yolla bulaşan hastalıklar yönünden ne yazık ki her zaman risk altındadır. Bu çalışmada cinsel yolla taşınabilen etkenlerden Gardnerella vaginalis, Candida albicans ve B grubu streptokoklar düşük oranlarda da olsa izole edilmiştir.
Çalışmamızda, vajina kültürlerinden difteroid çomaklar, koagülaz-negatif stafilokoklar, Lactobacillus spp. ve Staphylococcus aureus suşları baskın bir şekilde, diğer bir çok bakteri ve maya türü ise daha az oranlarda izole edilmiştir (Tablo 1). Kültürde laktobasil pozitifliği tespit edilen olgularda üreyen diğer mikroorganizma cins ve türlerinin laktobasil negatif olgulara oranla daha sınırlı sayıda kaldığı görülmüştür (Tablo 2).
Laktobasiller doğurganlık dönemi içindeki kadınlarda vajinal ekosistemi düzenleyen önemli bakteriler olarak bilinmektedir12. Kadın üreme sistemine ait mikrofora çok çeşitli mikroorganizma içermekte ve bu flora hem normal hem de patolojik durumlarda konakta önemli roller üstlenmektedir. Floradaki laktobasiller ve anaerob bakterilerin ürettikleri hidrojen peroksit, organik asitler bakteriyosin benzeri maddelerle bakteriyel vajinozun en sık etkenlerinden gonokokların ve fungal etkenlerin enfeksiyonlarına karşı önemli bir bariyer olduğuna inanılmaktadır3,6,13,14. Laktobasillerin; Candida albicans, Clostridium difficile, Helicobacter pylori, Neisseria gonorrhoeae, Gardnerella vaginalis, Salmonella spp gibi pek çok patojen mikroorganizmanın üremesini engellediğini bildiren pek çok çalışma vardır6-10. Candida albicans nedeniyle oluşan vajinal kandidiyaza karşı laktobasillerin koruyucu bir rol oynadığı ifade edilmektedir6. Gebeliğin ilk dönemlerinde sosyoekonomik demografik ve çevresel faktörlerin servikovajinal mikroflorada anormalliklere neden olduğu ve gebeliğin gidişatını etkileyebildiği vurgulanmaktadır12. Yine, bakteriyel vajinozun tedavisi ve vajinanın laktobasillerle desteklenmesinin kadınlarda “Human Immunö deficiency Virus-1,” gonore ve trikomoniyaz riskini azalttığı iddia edilmektedir15.
Vajinal pH'nın yükselmesi, floradaki anaerob bakteri sayısındaki artış ve Lactobacillus türlerinin sayısındaki azalmanın Gardnerella vaginalis kolonizasyonunu arttırdığı gerekçesi ile söz konusu anormal durumların sağlıklı kadınlarda bakteryel vajinozun habercisi olabileceği bildirilmektedir4. Gardnerella vaginalis, bakteriyel vajinitli kadınların yanı sıra sağlıklı kadınların da vajinal florasında bulunabilmektedir16. Ancak, bu bakteri konak savunma sisteminin yetersiz kaldığı durumlarda oportunist patojen olarak ortaya çıkmakta ve enfeksiyonlara neden olabilmektedir.
Çalışmamızda baskın olarak laktobasil üreyen vajinal kültürlerde, laktobasil negatif olan kadınların kültürleriyle karşılaştırıldığında daha az sayıda diğer mikroorganizmanın ürediği görülmüştür.
Sonuç olarak, jinekolojik yakınmalı olguların yaklaşık %70'inde laktobasil varlığının gösterilememesi bu olgularda vajinal floranın büyük ölçüde bozulduğunun bir göstergesi olarak değerlendirilmiştir. Çalışmadan çıkan bu sonuç, ürogenital hijyenin nasıl sağlanacağı ve önemi hakkında kadınların bilgilendirilmesi gereğini ortaya koymaktadır.